Hamam, kökeni Arapça "ısıtmak, sıcak olmak" anlamına gelen hamma sözcüğünden türemiş, suyun buhar ve sıcak mermerle buluştuğu geleneksel arınma ve yıkanma yapısıdır. Roma ve Bizans hamam kültürünün İslam temizlik anlayışı ve Osmanlı mimari dehasiyle harmanlanması sonucu ortaya çıkan Türk hamamı, yalnızca bir temizlenme mekânı değil; sosyalleşme, şifa bulma ve asırlık geleneklerin yaşatıldığı yaşayan bir kültür mirasıdır.
Bir yapının klasik Osmanlı hamamı sayılabilmesi için belirli mimari ve fonksiyonel bölümlere sahip olması gerekir. Osmanlı döneminde özellikle Mimar Sinan ve çağdaşları tarafından zirveye ulaştırılan hamam mimarisi 4 ana bölümden oluşur:
Tarihi İstanbul hamamları, yüzyıllar boyunca halkın buluştuğu, gelin hamamı, güvey hamamı gibi önemli yaşam döngüsü törenlerinin yapıldığı merkezler olmuştur. 1650 yılında inşa edilen Arabacılar Hamamı gibi yapılar, bu eşsiz mimariyi ve ritüelleri günümüzde de özgün haliyle yaşatmaya devam etmektedir.
Kuru sıcaklık veren Fin saunası veya buhar odalarından farklı olarak Türk hamamında hava hem sıcaktır hem de yüksek nem taşır; mermerin ilettiği doğal ısı sayesinde kaslar gevşer, gözenekler açılır ve kese-köpük ritüeliyle derinlemesine cilt detoksu sağlanır.
Yüksek kubbeli mermer yapısı, ortasındaki ısıtmalı göbek taşı, mermer kurnalar ve kese-köpük masajı geleneğidir.
Kubbedeki cam fanuslar (filgözü), hamamın içine doğal gün ışığını alırken mahremiyeti ve içerideki sıcak buharın korunmasını sağlar.